Telefonla Ara Whatsapp irtibat Yazılarımız - Psikolog Meltem ŞAHİNER
×

Duygular ve Korku: Düşmanımız mı, En Eski Koruyucumuz mu?

Kapının kilidini ikinci kez kontrol ettiniz mi? Telefon çaldığında kötü bir haber alacağınızı düşündüğünüz oldu mu? Gece çocuğunuz geç kaldığında zihniniz birkaç dakika içinde onlarca felaket senaryosu yazdı mı? Ya da hiçbir tehlike yokken içinizde açıklayamadığınız bir huzursuzluk hissettiniz mi? Eğer bunlardan biri size tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz. Çünkü korku, insan olmanın en ortak deneyimlerinden biridir. Çoğumuz korkuyu sevmediğimiz bir misafir gibi görürüz. Oysa milyonlarca yıldır bizimle yaşayan, yaşamımızı korumak için gelişmiş en eski duygulardan biridir. Duygular neden var? Eskiden duyguların sadece "hissetmek" için var olduğu düşünülürdü. Oysa bugün nörobilim bize çok daha farklı bir şey söylüyor: Duygular, beynimizin karar verme sistemidir. Bir duygu ortaya çıktığında yalnızca ruh halimiz değişmez; beynimiz, hormonlarımız, kalbimiz, solunumumuz, kaslarımız ve hatta bağışıklık sistemimiz aynı anda bu duyguya uyum sağlamaya başlar. Yani bir duygu yaşadığımızda aslında bütün bedenimiz o duyguyu yaşamaktadır.

Güçlü Olmak Zorunda mıyım?

Hayat bazen bizi yorar. Ancak bazı yorgunluklar sadece uzun çalışma saatlerinden değil, yıllardır omuzlarımızda taşıdığımız görünmez yüklerden de kaynaklanır. Bazen beden "yoruldum" derken aslında ruh, yıllardır sürdürdüğü bir mücadeleyi bırakmak istiyordur. Transaksiyonel Analiz (TA), çocukluk döneminde yaşadığımız deneyimlerin yalnızca o yılları değil, yetişkinlik yaşamımızı da şekillendirdiğini söyler. Çocuk, dünyayı anlamlandırmaya çalışırken bazı kararlar alır. Bu kararlar bilinçli değildir; daha çok hayatta kalabilmek, kabul görebilmek ve sevilebilmek için geliştirilmiş içsel stratejilerdir. Bunlardan biri de "Güçlü Ol." çocukluk kararıdır.

BAĞ KURMAK: İnsan Olmanın Sessiz Temeli

İnsan, dünyaya tek başına gelir; ancak tek başına gelişemez. İlk nefesimizden itibaren yaşamımız, kurduğumuz bağların içinde şekillenir. Bir bebeğin hayatta kalabilmesi yalnızca beslenmesine değil, kendisini güvende hissedebileceği birine ihtiyaç duymasına bağlıdır. Çünkü insan beyni, doğası gereği ilişki içinde gelişmek üzere programlanmıştır. Bağ kurmak yalnızca bir duygu değildir; biyolojik, psikolojik ve evrimsel bir gerekliliktir. Kendimizi güvende hissettiğimizde öğrenebilir, keşfedebilir, üretebilir ve sevebiliriz. Güvenli bir bağ, yalnızca çocukluk yıllarında değil, yaşamın her döneminde ruhsal gelişimin temelini oluşturur.

Şema Terapi ve Haklılık Şeması: Görünmeyen Bir Çocuk Yanının Hikâyesi

Şema Terapi, Jeffrey Young tarafından geliştirilen; bilişsel davranışçı terapiyi, bağlanma kuramını, psikodinamik yaklaşımı ve duygu odaklı çalışmaları bir araya getiren bütüncül bir terapi modelidir. Bu yaklaşımın merkezinde, çocukluk ve ergenlik döneminde şekillenen erken dönem uyumsuz şemalar yer alır. Şemalar; temel duygusal ihtiyaçlarımız yeterince karşılanmadığında oluşan, zamanla otomatikleşen ve yetişkinlikte bile etkisini sürdüren derin inanç ve duygu örüntüleridir. Bu nedenle şema terapi yalnızca düşüncelerle değil; duygularla, davranışlarla ve içsel parçalarımızın –modların– hangi koşullarda devreye girdiğiyle çalışır. Özellikle tekrarlayan ilişki döngülerinde ve “aynı şeyi istemiyorum ama yine aynı yerdeyim” denilen alanlarda güçlü bir açıklama sunar. Haklılık (Entitlement / Grandiosity) şeması ise kişinin kendisini başkalarından daha özel, daha üstün ya da kuralların dışında konumlandırdığı bir içsel yapı olarak tanımlanır. Bu şemada kişi, isteklerinin öncelikli olması gerektiğine, beklemek zorunda olmadığına ya da başkalarının onun ihtiyaçlarına uyum sağlaması gerektiğine inanır. Dışarıdan bakıldığında bu tutum özgüvenli, güçlü ya da bencil bir duruş gibi algılanabilir. Oysa şema terapötik bakışta haklılık şeması, çoğu zaman derin bir duygusal eksikliğin üstünü örten bir savunmadır.

F-A-R-K Tekniği Nedir?

Yoğun duygular yaşadığımızda çoğu zaman onları hızla değiştirmeye, bastırmaya ya da yok saymaya çalışırız. Oysa duygularımız, bize ihtiyaçlarımız, sınırlarımız ve yaşadığımız deneyimler hakkında önemli bilgiler taşır. Onlarla mücadele etmek yerine onları fark etmek ve anlamaya çalışmak, psikolojik iyi oluşu destekleyen önemli becerilerden biridir. FARK Tekniği, mindfulness (bilinçli farkındalık) ve öz-şefkat yaklaşımlarından uyarlanmış, zorlayıcı duygu ve düşüncelerle daha sağlıklı bir ilişki kurmayı amaçlayan dört adımlı bir uygulamadır. Bu uygulama, yaşadığınız deneyimi yargılamadan gözlemlemenize, hislerinize alan açmanıza, onların altında yatan ihtiyaçları keşfetmenize ve kendinize daha şefkatli yaklaşmanıza yardımcı olur.

Çocukluğun Yükleri, Yetişkinliğin Görevleri: Ebeveynleşme (Parentification)

Yetişkin olduğumuzda hayatımızdaki birçok yükü "sorumluluk" olarak adlandırırız. Herkesi mutlu etmeye çalışmak, aile içindeki sorunları çözmek, insanların duygularını yönetmek, kimse üzülmesin diye kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçmek... Peki bunların hepsi gerçekten sorumluluk mudur? Çoğu zaman hayır. Bazıları çocuklukta üstlenmek zorunda kaldığımız görevlerin yetişkinlikteki devamıdır. Bir çocuk dünyaya geldiğinde sorumluluk almak için değil, bakım almak için gelir. Ancak bazı ailelerde roller karışır. Çocuk ebeveynin sırdaşı olur, duygusal destekçisi olur, kardeşlerinin bakımını üstlenir ya da evdeki huzuru korumaya çalışır.

×