Telefonla Ara Whatsapp irtibat ZİHNİN OTOMATİK YOLLARI: ELEŞTİREL SESTEN ŞEFKATLİ SESE - Psikolog Meltem ŞAHİNER
×
ZİHNİN OTOMATİK YOLLARI: ELEŞTİREL SESTEN ŞEFKATLİ SESE

Bazı örüntüler hayatımıza bir günde yerleşmez. Yavaş yavaş, tekrarlarla, çoğu zaman da iyi niyetli bir uyum çabasının içinde şekillenir. Çocukken ait olmak, sevilmek, onay almak için geliştirdiğimiz düşünme biçimleri; yetişkinlikte otomatikleşmiş zihinsel yollara dönüşebilir.

Bilişsel çarpıtmalar dediğimiz şey tam da bu otomatik yolların ürünüdür. Zihin hızlı çalışmak ister; eksik bilgiyi tamamlar, belirsizliği tolere etmek yerine anlamı kendisi üretir. Genelleme yapar, siyah-beyaz düşünür, niyet okur ya da felaketleştirir. Özellikle felaketleştirme, zihnin koruma refleksidir: “En kötüsüne hazırlanırsam güvende olurum.” Olası bir hatayı, bir reddedilmeyi ya da küçük bir aksiliği zihinde büyütmek; kontrol duygusunu kaybetmemek için yapılan bir hazırlık gibidir. Ne var ki bu hazırlık çoğu zaman bedene kaygı, davranışlara kaçınma olarak yansır.

Bu noktada içimizdeki eleştirel ebeveyn devreye girer. Çocuklukta sık duyulan eleştirel, kıyaslayıcı ya da yüksek beklenti içeren mesajlar zamanla içselleşir. Dış ses, iç sese dönüşür. Artık bir başkası söylemese de içeride aynı ton konuşur: “Daha iyi olmalıydın.” “Bu yeterli değil.” “Hata yapmamalısın.” Bu ses çoğu zaman bizi geliştirmek için değil, utançtan ve reddedilmekten korumak için vardır. Ama yöntemi serttir.

Eleştirel sesin en yakın eşlikçisi suçluluktur. Yapılan davranıştan öğrenmeye yarayan sağlıklı pişmanlıktan farklı olarak burada kimliğe yönelen bir suçluluk vardır: “Yanlış yaptım” değil, “Ben yanlışım.”. Bu ayrım kritik. Çünkü kimliğe yönelen suçluluk, davranışı düzeltmekten çok kişinin kendisini küçültmesine hizmet eder.

Mükemmeliyetçilik de bu döngünün içinde şekillenir. Eğer hata yapmak bu kadar tehditkârsa, o halde en güvenli yol kusursuz olmaya çalışmaktır. Ancak standart yükseldikçe eleştirel ses de güçlenir. Sonuçta kişi hata yapmamak için denememeye, ertelemeye ya da görünmez kalmaya başlayabilir. Kaçınma kısa vadede rahatlatır; uzun vadede özgüveni zayıflatır.

Bu tablo karamsar görünse de nörobilim bize önemli bir şeyi hatırlatıyor: Zihin plastiktir. Otomatik olan öğrenilmiştir; öğrenilen yeniden öğrenilebilir. Eleştirel sesin varlığını fark etmek, onu susturmaktan daha gerçekçi bir ilk adımdır. Ardından şefkatli ve destekleyici bir iç ses inşa etmek gelir. Bu ses aşırı olumlu ya da Pollyannacı değildir; gerçekçidir. “Zorlandım ama öğrenebilirim.” “Hata yaptım ama bu beni değersiz yapmaz.” “Bu bir son değil, bir deneyim.”

Şefkatli iç ses pasif bir kabulleniş değildir. Aksine sorumluluk almayı mümkün kılar. Çünkü kişi kendisini ezmeden de gelişebileceğini deneyimler. Araştırmalar öz-şefkatin motivasyonu düşürmediğini, tam tersine sürdürülebilir kıldığını gösteriyor. Utanç kısa vadede itebilir; şefkat uzun vadede taşıyabilir.

Belki de mesele eleştirel sesi tamamen yok etmek değil, iç dünyadaki tek otorite olmaktan çıkarmaktır. Yanına bir rehber, bir destekçi eklemek. Otomatik örüntü geldiğinde “Bu eski bir yol” diyebilmek. Felaket senaryosu yazıldığında alternatif bir ihtimali de masaya koyabilmek. Suçluluk yükseldiğinde davranışa bakıp kimliği koruyabilmek.

Yıllar içinde oluşan bu zihinsel düzenekler bir anda değişmez. Ama her fark ediş, her daha dengeli cümle, her küçük cesaret denemesi yeni bir sinaptik iz bırakır. İçimizdeki ton yumuşadıkça davranışlarımız da esnemeye başlar. Ve çoğu zaman gerçek dönüşüm, büyük kararlarla değil; kendimize konuşma biçimimizin değişmesiyle başlar.

Sevgi ve saygılarımla…

×