Kapının kilidini ikinci kez kontrol ettiniz mi? Telefon çaldığında kötü bir haber alacağınızı düşündüğünüz oldu mu? Gece çocuğunuz geç kaldığında zihniniz birkaç dakika içinde onlarca felaket senaryosu yazdı mı? Ya da hiçbir tehlike yokken içinizde açıklayamadığınız bir huzursuzluk hissettiniz mi? Eğer bunlardan biri size tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz. Çünkü korku, insan olmanın en ortak deneyimlerinden biridir.
Çoğumuz korkuyu sevmediğimiz bir misafir gibi görürüz. Oysa milyonlarca yıldır bizimle yaşayan, yaşamımızı korumak için gelişmiş en eski duygulardan biridir.
Duygular neden var?
Eskiden duyguların sadece "hissetmek" için var olduğu düşünülürdü. Oysa bugün nörobilim bize çok daha farklı bir şey söylüyor: Duygular, beynimizin karar verme sistemidir.
Bir duygu
ortaya çıktığında yalnızca ruh halimiz değişmez; beynimiz, hormonlarımız, kalbimiz,
solunumumuz, kaslarımız ve hatta bağışıklık sistemimiz aynı anda bu duyguya
uyum sağlamaya başlar. Yani bir duygu yaşadığımızda aslında bütün bedenimiz o
duyguyu yaşamaktadır.
Beyinde korku nasıl oluşuyor?
Bir ses duyarsınız. Önce beynin alarm merkezi olan amigdala bunu değerlendirir.
"Tehlike olabilir." Henüz mantıklı düşünen ön beyin (prefrontal korteks) devreye girmeden vücut hazırlanmaya başlamıştır.
Adrenalin salgılanır.
Kalp daha hızlı atar.
Kaslara daha fazla kan gider.
Nefes hızlanır.
Göz bebekleri büyür.
Sindirim sistemi yavaşlar.
Vücut tek bir hedefe odaklanır:
Hayatta
kalmak.
İlginç olan
ise beynimizin gerçek bir tehlikeyle, sadece hayal ettiğimiz bir tehlikeyi çoğu
zaman aynı biyolojik mekanizmalarla karşılamasıdır. Sunum yaparken yaşanan
çarpıntı ile ormanda bir yırtıcı hayvan görmek arasında beden açısından
şaşırtıcı derecede benzer süreçler işler.
Korku neden hiç kaybolmuyor?
Çünkü evrim korkusuz insanları değil, dikkatli insanları hayatta bıraktı. Bir mağara insanını düşünün. Çalıların arasından bir ses geliyor.
"Muhtemelen
rüzgârdır." diyen kişi belki gerçekten haklıydı. Ama "Ya bir
aslansa?" diye düşünen kişi kaçtı ve yaşamaya devam etti. Bugün hâlâ aynı
sinir sistemiyle yaşıyoruz.
Sadece aslanların yerini;
- iş görüşmeleri, ekonomik belirsizlikler, sosyal medya,
- reddedilme, başarısızlık, yalnız kalma korkusu
- hastalık, çocuklarımızın
güvenliği, geleceğin
belirsizliği aldı.
Beynimiz
hâlâ bizi korumaya çalışıyor.
Peki, neden herkes farklı şeylerden korkuyor?
Korkunun biyolojisi ortaktır. İçeriği ise yaşam öykümüz tarafından yazılır. Bir çocuk sık eleştirildiyse yetişkin olduğunda hata yapmaktan korkabilir. Sık terk edilmiş biri yakın ilişkilerden korkabilir. Aşırı kontrol edilen biri başarısız olmaktan çok yanlış karar vermekten korkabilir. Travmalar, öğrenmeler, aile hikâyeleri ve yaşadığımız deneyimler korkunun yönünü belirler. Psikanalist Sigmund Freud, korkunun bazen dış dünyadaki gerçek tehlikelerden, bazen de bilinçdışı çatışmalardan kaynaklandığını söyler. Ona göre bastırılan arzular, suçluluk ya da çözülememiş içsel çatışmalar kaygı/korku olarak geri dönebilir.
Melanie
Klein ise; yaşamın ilk dönemlerinde hissedilen yoğun güvensizliklerin ileriki
yıllarda dünyayı tehditkâr algılamaya zemin hazırlayabileceğini öne sürer.
Duygu odaklı terapiler korkuya nasıl bakıyor?
Modern psikoterapiler korkuyu ortadan kaldırmaya çalışmaz. Çünkü amaç korkusuz olmak değildir. Amaç, korkunun mesajını anlayabilmektir. Duygu Odaklı Terapi'ye göre her duygu bir ihtiyacın habercisidir. Korku çoğu zaman bize;
"Burada güvende hissetmiyorum." "Yardıma ihtiyacım var." "Hazır değilim."
"Bir şeye değer veriyorum ve onu kaybetmekten
korkuyorum." mesajlarını getirir.
Sorun
korkunun varlığı değildir. Sorun, korkunun direksiyona geçmesidir. Korku bizi
yönetmeye başladığında yaşam alanımız küçülmeye başlar. Gitmek istediğimiz
yerlere gitmeyiz. Söylemek istediğimiz sözleri söylemeyiz. Sevmek istediğimiz
insanlara yaklaşamayız. Hayatımızı seçimlerimiz değil, kaçınmalarımız
belirlemeye başlar.
Korkunun panzehiri cesaret değildir
Çoğu insan
cesareti korkusuzluk zanneder. Oysa psikolojik olarak cesaret, korkuya rağmen
hareket edebilmektir. Korku hiçbir zaman tamamen kaybolmayabilir. Ama onunla
kurduğumuz ilişki değişebilir.
"Korkum bana ne anlatmaya çalışıyor?"
Korku sadece "Dur." demez.
Bazen de
"Hazırlan.", "Kendini koru." ya da "Bu senin için
gerçekten önemli." der.
Onu susturmaya çalışmadan önce dinleyebilirsek, korku yalnızca bizi sınırlayan bir duygu olmaktan çıkar; yaşamımıza yön veren, dikkatli ama bilge bir rehbere dönüşebilir.
Psikolog
Meltem Şahiner
İlk Nefes Psikoloji Merkezi
Ali Çetinkaya Mahallesi Muammer Aksoy Caddesi 1. Sokak No: 3 Daire:18 2. Kat
Yaşar İş Merkezi Adliyenin Arkası
Ayvalık
0551 003 8688