“Cahillik mutluluktur.”. Bazen bu sözün neden bu kadar tanıdık geldiğini düşünüyorum.
Psikoloji kavramları hayatımızın her yerinde; bağlanma
stilleri, travmalar, tetiklenmeler, narsisizm, sınırlar, iç çocuk, gölge
yönler, toksik ilişkiler, gaslighting, people pleasing, duygusal ihmal, kırmızı
bayraklar… Bir ilişki bitiyor; nedenini açıklamak için bir kavramımız var. Birine
kızıyoruz; altında mutlaka keşfedilmesi gereken bir ihtiyaç arıyoruz. Bir
davranış bizi rahatsız ediyor; hemen “Bu benim tetiklenmem mi, onun toksikliği
mi?” diye düşünüyoruz. Üstelik sosyal medya bu kavramları yalnızca öğretmiyor;
onları günlük hayatın hızlı açıklamalarına dönüştürüyor. Bir süre sonra
yalnızca yaşadıklarımızı yaşamıyoruz.
Yaşadıklarımızı sürekli anlamlandırmaya da çalışıyoruz: “Şu an ne
hissediyorum?”, “Bunun kökü ne?”, “Bunu neden yaptım?”, “Çocukluğumla
bağlantısı ne?”, “Burada sınırımı mı ihlal ettim?”, “Bu bir travma tepkisi
mi?”, “Acaba narsistik biriyle mi karşı karşıyayım?”… Bütün bunlar elbette
kendimizi tanımamıza yardımcı olabilir. Ama farkındalık başka bir şeye
dönüştüğünde yorucu olmaya başlayabilir:
Kendimizi sürekli izlemek, değerlendirmek ve düzeltmek
zorunda hissettiğimizde, artık yalnızca
üzgün değilizdir; neden üzgün olduğumuzu da bilmemiz gerekir. Yalnızca
öfkelenmeyiz; öfkemizi doğru düzenleyip düzenlemediğimizi düşünürüz. Bir
ilişkide yalnızca kırılmayız; bağlanma stilimizi sorgularız. Bazen de
yaşadığımız sıradan bir anlaşmazlığı bile büyük psikolojik açıklamaların içine
yerleştiririz.
Oysa her üzülmek travma değildir. Her mesafe koymak sınır değildir. Her bencillik narsisizm değildir. Her huzursuzluk bir tetiklenme değildir. Her ilişki problemi toksik bir ilişki anlamına gelmez. Ve belki en önemlisi: Her yaşantımızın hemen bir açıklamasını bulmak zorunda değiliz.
Psikoloji bilgisi bize kendimizi anlamak için alan açabilir.
Ama aynı bilgi, yanlış veya aşırı kullanıldığında hayatı sürekli analiz
ettiğimiz bir alana da dönüşebilir.
Farkındalık, kendimizi her an gözlemlemek değildir: Bazen fark etmek, sonra bırakabilmektir. Bazen bir duygunun nedenini hemen bulmadan onunla kalabilmektir. Bazen de “Şu an böyle hissediyorum.” deyip hayatımıza devam edebilmektir.
Çünkü insan yalnızca anlaşılması gereken bir zihin değildir.
Aynı zamanda yaşaması, ilişki kurması, hata yapması, değişmesi ve bazen hiçbir
şeyi çözmeden bir akşamı geçirmesi gereken bir varlıktır.
Belki de mesele “cahillik mutluluktur” demek değildir. Mesele,
bildiklerimizin hayatımızı kolaylaştırması gerekirken hayatımızı sürekli
denetlediğimiz yeni bir sisteme dönüşmemesi.
Kendimizi tanımak kıymetlidir. Ama kendimizi sürekli çözmeye çalışmak zorunda değiliz.
Bazen farkındalığın en sağlıklı hali; bir şeyi fark edip
onu hemen değiştirmeye çalışmamaktır. Belki de biraz daha az analiz edip
biraz daha fazla yaşayabilmek… Bugünün ihtiyacı bazen daha fazla farkındalık
değil, farkındalığın içinde biraz dinlenebilmektir.
Psikolog
Meltem ŞAHİNER
İlk Nefes Psikoloji Merkezi