Telefonla Ara Whatsapp irtibat Karar Yorgunluğu: Kararsızlık mı, zihinsel yorgunluk mu? - Psikolog Meltem ŞAHİNER
×
Karar Yorgunluğu: Kararsızlık mı, zihinsel yorgunluk mu?

Bazen insan büyük kararları değil, en küçük seçimleri bile taşıyamaz hale gelir.
Ne yiyeceğine, kime döneceğine, neyi erteleyeceğine, neyi başlatacağına karar veremez.
Dışarıdan bakıldığında bu kararsızlık gibi görünür. Oysa çoğu zaman altta yatan şey, zihnin sessizce tükenmesidir.

Günümüzde birçok insan kendini “kararsız”, “erteleme eğilimli” ya da “dağınık” olarak tanımlıyor. Oysa bazen mesele gerçekten ne istediğimizi bilmemek değil; artık zihinsel ve duygusal olarak seçim yapacak alan bulamamaktır. Çünkü insan sadece büyük hayat kararlarında değil, gün içinde fark etmeden verdiği yüzlerce küçük kararla da yorulur. Ne söyleyeceği, neyi erteleyeceği, neye yetişeceği, kime nasıl yaklaşacağı, neyi tolere edeceği, neyi artık bırakamayacağı… Zihin, çoğu zaman görünenden daha fazla yük taşır.

İnsan en çok seçenekten değil, taşıdığı görünmez sorumluluklardan yorulur.

Karar yorgunluğu tam da burada ortaya çıkar. Dışarıdan bakıldığında basit bir kararsızlık gibi görünen şey, çoğu zaman iç dünyada biriken yüklerin, ertelenmiş ihtiyaçların ve uzun süredir dinlenemeyen bir zihnin sessiz sonucudur. Kişi ne yapması gerektiğini aslında biliyor olabilir; ancak bunu hayata geçirecek enerjiyi, netliği ya da içsel güveni o anda bulamıyordur.

Bilişsel psikoloji açısından bakıldığında, karar vermek zihinsel enerji gerektiren bir süreçtir. Beyin, gün boyunca tekrar tekrar seçim yaptığında bir noktadan sonra daha az esnek, daha dürtüsel ya da tam tersine daha kaçınan bir hale gelebilir. Yani bazen “neden bu kadar basit bir şeye bile karar veremiyorum?” sorusunun cevabı, iradesizlik değil; tükenmiş bir dikkat sistemi olabilir. Özellikle uzun süredir yoğun sorumluluk altında olan, aynı anda birçok rolü taşımaya çalışan kişilerde bu yük daha belirgin hale gelir.

Ancak karar vermek yalnızca bilişsel bir işlem değildir; aynı zamanda duygusal ve ilişkisel bir meseledir. Bazı insanlar karar veremez çünkü seçenekleri değerlendiremediklerinden değil, “yanlış” seçmenin sevgiyi, koşulsuz kabulü ve/veya beğenilmeyi riske atacağını öğrendiklerinden.

Transaksiyonel Analiz açısından baktığımızda ise karar vermek, sadece bugünün meselesi değildir; içimizde konuşan farklı benlik durumlarının da bir sonucudur. Kimi zaman karar verirken “Yetişkin” yanımız değil, yıllar önce kayıt almış bir “Eleştirel Ebeveyn” sesi devrededir. “Yanlış yapma”, “Önce başkalarını düşün”, “Fazla isteme”, “Emin olmadan adım atma” gibi iç mesajlar, kişinin seçim yapmasını zorlaştırabilir. Bazen de kişi, kendi ihtiyacını duymak yerine uyum sağlamayı öğrenmiş “Uyumlu Çocuk” tarafından kararlar verir. Böyle olduğunda insan gerçekten ne istediğini değil, neyin daha az sorun çıkaracağını seçmeye başlar. Ve bir noktadan sonra karar vermek, özgür bir seçim olmaktan çıkıp içsel bir müzakereye dönüşür.

Burada sinir sistemi boyutunu da unutmamak gerekir. Travma bilgili yaklaşımlar bize şunu söyler: İnsan beyni ve bedeni uzun süre stres altında kaldığında, belirsizliği daha tehditkâr algılamaya başlar. Bu durumda kişi karar veremediği için yorulmaz sadece; yorgun olduğu için de karar veremez. Yani bazen sorun “hangi yolu seçmeliyim?” değildir. Asıl mesele, sinir sisteminin uzun süredir alarmda olmasıdır. Böyle zamanlarda kişi büyük kararları değil, bazen ne yiyeceğine, kime döneceğine, hangi işi önce yapacağına bile zor karar verir. Bu bir zayıflık değil; yük altındaki zihnin ve bedenin doğal tepkisidir. Beyin her zaman en doğru kararı aramaz; çoğu zaman en güvenli görünen seçeneğe yönelir. Ve ne yazık ki güvenli olan şey, her zaman iyi olan şey değildir. Bazen sadece tanıdık olandır.

Bu yüzden insanlar bazen iyi gelmeyen ilişkilerde kalır, uzun süredir bitmiş düzenleri sürdürür, yeni başlangıçları erteler. Çünkü değişim sadece umut değil, aynı zamanda bilinmezlik de taşır. Zihin ise yorgunken çoğu zaman gelişimi değil, korunmayı seçer.

Karar yorgunluğu yaşayan kişiler çoğu zaman kendilerine haksızlık ederler. “Bu kadar şeyi büyütmemeliyim”, “neden toparlanamıyorum?”, “herkes yapıyor, ben neden zorlanıyorum?” diye düşünürler. Oysa bazen ihtiyaç duyulan şey daha fazla disiplin değil; daha az yük, daha fazla iç alan ve biraz yavaşlamadır.

Zihni yoran yalnızca seçenekler değil, kişinin sürekli ayakta kalmak zorunda hissetmesidir.

Bu nedenle bazı dönemlerde çözüm, daha iyi plan yapmak ya da kendini daha çok zorlamak değildir. Bazen çözüm; yükü fark etmek, iç sesi duymak, küçük seçimlerle yeniden temas kurmak ve “doğru karar” baskısını biraz gevşetmektir. Çünkü insanın sağlıklı karar verebilmesi için önce kendi ihtiyacını duyabilmesi gerekir. Ve birçok yetişkin, hayatı boyunca başkalarının ihtiyacını okumayı öğrendiği kadar kendi iç sesini duymayı öğrenmemiştir.

Saygı ve sevgilerimle…                                                      


Meltem ŞAHİNER

PSİKOLOG / AİLE DANIŞMANI

 

İlk Nefes Danışmanlık

150 Evler Mah. Atatürk Bulvarı No:400/2

Ayvalık Armutçuk Kapalı Pazar Yeri Karşısı

Bilgi ve Randevu için 0551 003 8688

×